2012 Yılı Kazı Çalışmaları

A Bölgesi

Bunlardan ilki, Burhaniye Belediyesi mülkiyetinde yeralan ve tarafımızdan yapılacak kazı için tahsisi sağlanan243 Ada 6-7-8 nolu Parsellere denk gelen alandır. Kaymakamlık Konutu’nun karşısında konumlanan, plaj üzerindeki terasta çay bahçeleri arasında modern yapılaşmadan soyutlanmış durumda bir gezinti parkuru niteliğindeki bu alan, 11 m. maksimum yükseltidedir. Söz konusu alan, limana hakim konumu ve de yukarıda belirttiğimiz Roma Dönemi mimari elemanlarının devşirme kullanımlarının saptandığı bölgedir. Söz konusu konumda 45 x 30 m.lik alan tel örgü ile çevrilerek gerekli tabelalandırma işlemleri ve uygun karelaj siteminin oturtulmasıyla “A Bölgesi” olarak kazı için tanımlanmıştır. A Bölgesi’nde 2012 hedefinde 16 x 18 m.lik alanda, arada 1 m. genişliğinde geçiş yolu bırakılarak alan açma sitemine uygun 16 x 8.5m.lik iki açmada çalışılmıştır; A Kuzey ve A Güney.

Arazide fiili çalışmalara 16.08 tarihinde başlanılmış olup, parke döşeme ve altındaki kum tabakası atılmış, Kuzey Açma’nın kuzey tarafı boyunca uzanan ve çevre düzenlemesi için döşenmiş modern beton plaka taban alınarak tüm alanda deniz seviyesinden ortalama +10.3 m. kotta kültür katına ulaşılmıştır. Tüm A Bölgesi’nde çalışmalar 28.09 tarihinde sonlandırılmış olup, bu bölgeden ilk etapta elde edilen veriler kısaca aşağıdaki gibidir.

Kuzey açmada üst sırası +10 m. kotta, ana aksı Güneydoğu – Kuzeybatı doğrultulusunda uzanan ve batıda güney doğuya yönlenen bir kanadı bulunan mekanlar bütünü açığa çıkarılmıştır. Mekan bütününün arz ettiği durum, Güneydoğu – Kuzeybatı doğrultulu ortak duvarın güneyinde sıralanan beş adet mekan ve yine bu duvarın güneydoğuya yönelen kanadının batısında kaldığı anlaşılan bir mekandan şekillenen temel mimarisidir. Hemen aynı kotta Kuzey açmanın kuzeyinde beliren ve yaklaşık 8x4 m.lik bir alanı dört yönde çevreleyen bir mekan mimarisi daha belirginleşmiştir. Tüm bu mimari, devşirme kullanımın sıklıkla saptandığı bir kuru duvar örgüsü sunan, duvar kalınlığında belirli bir standart göstermeksizin çift sıra örgüsünün harçsız kullanıldığı tarzdadır. Temel vaziyetindeki duvarlar düşeyde kimi yerde çift, kimi yerde ikiden fazla, kimi yerde tek sıra arz etmekte, kesişen bölümlerdeki duvar işçiliğiyle de en az iki evrenin varlığını göstermektedir. Kompleksin işlevi, birçoğu taş desteklerle yapılandırılan yataklarının izlerinden tespit edilen ve bir kısmı da kendi içine çökmüş vaziyette, mekan köşelerinde tespit edilen kaba nitelikli depolama kaplarının kalıntılarından yorumlanabilmektedir. Deniz vasıtasıyla yapılan ticari faaliyetler için de uygun konumuyla kompleksin depolama amaçlı kullanım görmüş olması kuvvetle muhtemeldir. Tüm açmada mekanlarla ilişkili temel kotları seviyesinden elde edilenkeramik malzeme ile, kompleksin kabaca M.S. 7 – 12. yy.lararasında çok evreli vaziyette kullanım gördüğünü söylemek mümkündür. Keramik malzeme üzerinde detaylı değerlendirme dönem uzmanları tarafından devam ettirilmektedir.

A Bölgesi Kuzey açmaya paralel olarak devam ettirilen Güney açmada ise yüzey tabakasının hemen altında (+10,3 m.) açmanın merkezinde iki, kuzeyinde bir ve güneyinde bir olmak üzere toplam dört adetpithosbelirmiştir. Ağız kısımları hariç in-situ vaziyette tüm gövdeleriyle ele geçen bu depolama kapları, açma tesviyesiyle birlikte boşaltılıp, yerli yerinde korumaya alınmıştır. Açma genelinde tesviye çalışmaları ile beliren mimari ile ilişkisi göz önüne alındığında, bu büyük ebatlı depolama kaplarının mekanın ana kullanım evresinden sonra yerleştirildikleri anlaşılmaktadır. Güney açmanın batısında, yüzey toprağının hemen altında beliren kireç tabanlı ve mekan duvarlarında harç kullanımının saptandığı yapı, Güneybatıdaki eşiği ile tüm A Bölgesinin devşirme kullanımlı kuru duvar örgülü mimarisinden ayrı bir yapısal durum sunmaktadır.

2012 sezonu kazı çalışmalarının, başta belirtilen nedenlerle, ana hedefindeki alanlardan biri olan A Bölgesi’nde,keramik buluntularıyla Orta – Geç Bizans Dönemi’nde kullanım gördüğü anlaşılan bu çok evreli depolama mekanları ve düzenlemeler, açma profillerinden de açıkça izlenebildiği üzere önceki tabakalarda bir tahrip yaratmış durumdadır. Bunun yanı sıra günümüze yakın dönemlerdeki tesviye çalışmalarının bu bölgede kültür tabakalarında bıraktığı tahrip izleri, açıkça Kuzey ve Güney açma ve kesitlerindeizlenebilmektedir. Açmalar genelinde farklı kotlarda açık izlerine rastlanılan tahrip tabakaları ve açılan çukurlar koyu tonda, buna karşın dokunulmamış kültür tabakaları kırmızı tonda toprak dolgusu ile birbirlerinden kolayca ayırt edilmektedir. Nitekim Kuzey açmanın doğusunda +8.64 m.seviyede, toprak renginde bölgesel değişimle birlikte parçalar halinde ele geçen bir büyük kap içerisinde korunduğu anlaşılan toplu buluntu grubu, tahribe uğramayan tabakaların somut kalıntılarını bize sunmaktadır. Bu toplu grup, tüme yakın korunmuşluğu ile dikkat çekici nitelikte kantharos, amphoriskos ve küçük hydria formlarıyla M.Ö. 4. yy’ın ince işçiliğini yansıtır niteliktedir. A Bölgesi’nde saptanan ve keramik malzemeyle gözlemlenen Geç Klasik - Hellenistik Dönem kültür katlarının altında, Kuzey açmada yaklaşık +8 m.‘desteril tabakaya ulaşılmıştır.Güney açmada ise bu sezon için ulaşılan seviyede(+8.70 m.) olup, tahribe uğramayan alanlarda yer yer arkaik ve az sayıda gri hamurlu Demir Çağı malzemesi ele geçmiş durumdadır.

Bu bölgede 2012 sezonu kazı çalışmalarının ardından, uzman restoratörümüz tarafından uygun görülen konsolidasyon çalışmaları yapılarak açığa çıkarılan duvarlar güçlendirilmiş, Güney açmada yerli yerinde korunan pithoslarkemerlenmiştir. Tel örgü içerisinde korunagelen alanda önümüzdeki sezon çalışmalar kısmen devam ettirilecektir.

A Bölgesi, bugün bir yerli turizm destinasyonu durumundaki Ören içerisinde merkezi noktadadır. Tel örgülerin ardından, gün ve gün dış gözleme açık işleyişi ile bu alandaki arazi çalışmaları, sistematik çalışmalarla arkeoloji alanına katkısının yanı sıra, bu bilimin dışında genelde bir kazı metodolojisini yakından gözlemleme ve anlamlandırma şansına sahip olmayan halk için de ilgi çekici bir cazibe sunmaktadır. Bu anlamda, A Bölgesi’nin bu konumun bir yarı açık düzenleme ile değerlendirilmesinin oldukça anlamlı bir vitrin özelliği taşıyacağını düşünmekteyiz. Aynı zamanda, açığa çıkarılan kültür katlarının uzun vadede korunması ve sergilenmesine de hizmet edecek asma – germe bir üst yapı tasarımı için proje önerileri hazırlamaktayız.

B Bölgesi

Adramytteion’un erken dönemlerini (Arkaik ve öncesi) tespit amacıyla ilk sezon hedeflerimiz arasında kentin konumlandığı tepelik topoğrafyanın kuzey dahilinde yer alan, kuzeyde ve doğuda düzlüğe, batıda ise denize hakim bir tepecik durumundaki Bergaz Tepe yer almıştır.

Bu ilk sezon için Bergaz Tepe üzerindeki çalışma sistemimiz, test sondajları vasıtasıyla anakaya veya steril tabakaya kadar devam ettirilen 2x2 m. ve 3x3 m.’lik 7 adet açma vasıtasıyla şekillenmiştir. Tepe, “B Bölgesi” olarak adlandırılmış ve gerekli karelajdüzenlemelerinin ardından ilk olarak 22.08.2012 tarihinde yüzey taraması gerçekleştirilmiş ve sondaj yerleri tespit edilmiştir.

Kayaç bir yükselti üzerinde yer alan kültür katlarının tespitine dönük, tepe üzerinde 4, tepenin doğu yamacında ise 3 sondaj açılmıştır. Tepe üzerindeki sondajlar, keramik buluntu ve açma profillerinde gözlemlenen durum itibarıyla Geç Antik Dönem yerleşimini vurgularken, daha erken dönem buluntularının tespiti için doğu yamaçta konumlandırılan B.S.5, B.S.6 ve B.S.7 numaralı sondajlar açılmış ve bu hedef gerçekleştirmiştir. Tüm sondajların, anakayaya dek devam ettirilmesi hedeflenmiş, ancak doğu yamaçta konumlanan sondajlardan B.S.5 (yüzey kotu +8m., kapanış kodu +4.15) ve B.S.6 (yüzey kot +6 m., kapanış kodu +2 m.) yaklaşık 4 m.’lik sürekli bir kültür tabakası sunmuş olup, anakayazemine bu sezonki çalışmalarda halen ulaşılmış değildir. Bu alandaki çalışmanın ana hedefinde olmasa da, tepenin (en az bir bölümünün) Geç Antik Çağ’da mezarlık alanı olarak kullanım gördüğü, kurtarma amacıyla genişletmek durumunda kaldığımız B.S.3 sondajına denk gelen ve kayrak taşı kapaklarla örtülen basit yapısal karakterdeki üç adet inhumasyonmezar ile tespit edilmiştir.

Bergaz Tepe’de yapılandırılan bu sondajlar vasıtasıyla, Bizans Dönemi’nden Kalkolitik Çağ’a dek uzanan bir tabakalaşmanın açık izleri saptanmış durumdadır.Farklı üretim merkezlerinin Sigilatta gruplarıyla Roma Dönemi’nin nitelikli kapları buluntular arasındadır. Parçalar halinde ele geçen ince işçilikli kırmızı figürlü kaplar, batı yamacı kaseleri ve diğer siyah firnislikaplar ise yerleşimin Klasik ve Hellenistik Dönem zenginliğini göstermektedir. Oldukça fazla sayıda parçalar halinde ele geçen polychrome geometrik desenlerin ve hayvan figürlerinin resmedildiği M.Ö. 7. yy’ınProto-Korinth vazoları, yine M.Ö. 7. yy’ın sonuna tarihlenen Ionia Kuşlu Kaseleri ve paralelleriyle aynı yüzyılın ortalarına tarihlenen Wild Goath üslubunda farklı formlara ait parçalar da Bergaz Tepe buluntuları arasındadır.

B.S.5, B.S.6 ve B.S.7’nin alt tabakalarından yoğunlukla gelen bir başka gurup, paralellerini yakın bölgede Troia’danbildiğimiz ProtogeometricGrayWaresolarak bilinen, diğer taraftan “Gri hamurlu Aeol Malzemesi” olarak da adlandırılan ve kabaca M.Ö. 1025 ile 950 arasına tarihlenen Erken Demir Çağı malzemesidir. Oldukça fazla sayı ve çeşitte ele geçen bu gurup, tüm Batı Anadolu için az verinin ele geçtiği bir döneme yeni veriler sunabilecek niteliktedir.

Özellikle B.S.5 ve B.S.6’da yüzey kotundan yaklaşık 3 m. derinlikte saptanmaya başlanan veastarlı – astarsız, açkılı- açkısız olarak çeşitlenen, memecikli ve kazıma bezekli formların da içinde bulunduğu Tunç Çağı malzemesi ile, aralarında az sayıda el yapımı malzemenin bulunduğu perdahlı Kalkolitik Dönem malzemesi üzerinde çalışmalar da prehistorya uzmanlarının katkılarıyla devam ettirilmektedir. Yine B.S.5’te +4,81 m. kottan ele geçen kazıyıcı taş alet, sezonun prehistorik buluntuları arasındadır.

BergazTepe’deki bu tespitler, bu ilk dönem çalışmalarımızın hedeflerini fazlasıyla karşılamıştır. Batı Anadolu’nun erken tarihi için önemli veriler sunabilecek Bergaz Tepe’de somut olarak tespit edilen bu potansiyelin, önümüzdeki dönemlerde alan açma sitemine geçilerek mimarisiyle birlikte değerlendirilmesi ve korunması için gerekli ön aşamalar tamamlanmıştır.

Su Altı Çalışmaları

Antik kaynaklarda adından söz edilen Adramytteion Limanı’nın gerek konumu gerekse kentin siyasi kimliği bakımından önemli bir liman olduğu anlaşılmaktadır. Limanın inşa tarihi konusunda henüz kesin bir veri bulunmamasına karşılık, kullanım süreci konusunda gerek antik kaynaklardan gerekse kentte yapılan kazı çalışmalarında bulunan ithal ürünlerden Klasik Çağdan başlayarak Bizans Çağına kadarda işlevini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Limanın kalıntıları, günümüzde kumsal sahil şeridinde ve tamamen sualtında bulunmaktadır. Mendirek sahilden batıya doğru yaklaşık 150 m. ve buradan da kavisli bir dönüş yaparak 100 m. kadar kuzeye doğru devam etmektedir. Liman mendireğinin günümüze sağlam olarak ulaşan kısmı toplamda 160x11 m. olarak ölçülebilmektedir ve limana ait çok sayıda bloğunda çevreye dağılmış olduğu görülmektedir.Mendireğin gövdesini 1.45 m. genişliğinde, birbirine 8 m. mesafede iki paralel ana duvar oluşturmaktadır. Söz konusu duvarlar yer yer değişmekle birlikte yaklaşık 1.45x0.60x0.50 m. ölçülerindeki kesme taş bloklardan oluşmaktadır.

Gerek yoğun dolgu, gerekse geç dönemde üst sıralarının sökülerek alındığı anlaşılan mendireğin bazı kısımlarda üç sıraya kadar izlenebilen duvarı, izodomik bir yapıda inşa edildiğini göstermektedir. Mendireğin paralel iki duvarı arasına bu duvarları dik kesecek biçimde çok sayıda destek duvarı yapılmıştır. Söz konusu destek duvarları değişik boy ve çapta ancak düzgün bir duvar sırası oluşturan kesme taş bloklardan oluşmakta ve yaklaşık 8x2 m. ölçülerindedir. Atkı duvarı olarak da anılabilecek bu duvarların ikili biçimde ve sistematik olarak yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Öyle ki, 6 m. mesafede iki atkı duvarı yapıldıktan sonra yer yer 9 metreden 17 metreye kadar değişen aralıklarla tekrar birbirine 6 m. mesafede iki atkı duvarı daha yapılmış ve toplamda beş atkı duvarı çifti yerleştirilmiştir.

Özellikle kıyıya yakın bölgede gözlenebilen ve tüm bu duvarların arasındaki boşluğu doldurduğu anlaşılan harçlı (hidrolik beton) moloz taş dolgu ile de sandık duvar oluşturularaksağlam ve monolit bir mendirek gözdesi oluşturulduğu anlaşılmaktadır (Benzer örneklerine antik Soli-Pompeipolis, Kyme ve Side limanlarında rastlanmaktadır). Ayrıca mendireğin batıdan kuzeye doğru dönüş yaptığı en kavisli bölümünde kesme taş dikdörtgen bloklarlaoluşturulamayacak bir açıda dönüş verilmesinin burada mühendislik açışından bir sorun yarattığı görülmektedir. Bu sorunun çözümü olarak, duvar döndürülebildiği kadar döndürülmüş ve en dar açıda 3 m. açıklık bırakılmış, bu alan içerden çapraz gelen 22 m. uzunluğunda ve 3 m. kadar genişliğinde başka bir çapraz atkı duvarı ile hem desteklenmiş hem de açıklık kapatılmıştır. Bu yapısal soruna destek amacıyla ekstra önlem olarak mendireğin dışına 3 metreden 5 metre çapına kadar değişen çok sayıda büyük moloz taş konularak dalgaların etkisinin önce burada kırıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde tamamı sualtında bulunan mendireğin ana kara ile birleştiği güney duvarlarının tam olarak nerede başladığı dolgu nedeniyle görülememekte ve mendireğe ait ilk blok kumsal kıyı şeridinden 15 m. açıkta bulunmaktadır. Mendireğin sadece bu bölümünde toplam 12 blok sırasında ve tek sıra halinde görülen “kırlangıç” veya “kelebek kanadı” olarak adlandırılan kenet yuvaları görülmektedir. Kenet yuvalarının uzunluğu 0.40 m, en geniş uç kısımları 0.15 m, en dar bel kısımları 0.08 m ve derinliklerinin de 0.06 m. olduğu görülmüştür.

Mendirek yapısının kuzeybatı ucunda ve sualtında yaklaşık 3 m. derinlikte tek sıra halinde güneybatı-kuzeydoğu doğrultulu 2x0.70 m. ölçülerinde 9 bloktan oluşan bir duvar sırasına rastlanılmıştır. Gerek duvar ve blok ölçüleri gerekse doğrultusu ana liman yapısı ile farklılık gösteren bu duvarın işlevi ve ne kadar devam ettiği ancak sualtı kazısı sonucu ortaya konulabilir niteliktedir. Bu duvar yapısına ek olarak yine bu alanda mendirek duvarının dağılmış blokları arasında çok sayıda gri renkli ve bosajlı blok bulunmaktadır.

Ölçüleri yaklaşık 1.10x0.70x0.50, 0.90x0.60x0.50 ve 1.10x0.70x0.30 m. arasında değişen bosajlı bu blokların daha çok Geç Klasik ve Helenistik Çağ yapılarında kullanıldığı bilinmektedir. Dolayısıyla bu iki olgu, limanın çok erken dönemden itibaren değişik evrelere ve planlamalara sahip olabileceğini göstermektedir.

TR | ENG